eskiden beri hep aklına bir anda esen şeyleri yapmayı seven bir

Bu aralar stresli günlerden geçen ben, dün gece uyumaya çalışırken eskiden yapmayı sevip bayadır yapmadığım şeyleri düşünüyordum. Hani insan bazen şöyle bir cümle kurar : " aa ben ........... yapardım bak görüyor musun yapmaz olmuşum, niye bıraktım ki? " Çok basit ama güzel hissettiren nokta atışı gibi alışkanlıklardır bunlar. Kimi için, ara sıra sabaha kadar film izlemek, kimi için okuduğun bir kitabı altını çizerek tekrar okumak, kimi için koşmak, oyun indirmek, hevesle başladığın bir koleksiyonun parçalarını ebay'den takip etmek vs vs. Benim içinse yazmaktı bu. Ve işte dün gece sordum kendime dedim noluyor sana . 6. sınıftım böyle bir huy geliştirmiştim kendi kendime. Günlük falan gibi bir şey değildi. Dışı hoşuma giden sevimli bir defter ve rastgele sayfalara yazılmış sevincim, üzüntüm, kıskançlığım, katıldıklarım, katılmadıklarım.  İyi hissettiriyordu. kimseye de okuma, okutma ihtiyacı hiç hissetmedim şimdiye kadar. Ama anlamlı da yazsam anlamsız da yazsam sonunda iyi hissettiğimi hatırlayınca bu da beni dün gece ki esişlere getirdi. E ben blog yazsam ya? yazmak değil mi olay? yazınca gelen rahatlama hissi, arkadaşınla konuşmuşun hissi, hatta bence en önemlisi olan kendi düşündüklerini yazıp sonra okuduğunda sesli düşünmüşün gibi yaptığı etki -ki böylesi daha somut-. Yani, kendine dışardan bakabilmeni sağlayacak ufak bir fırsat yaratma fikri. Birden cazip gelince kendimi yazmaya başlamış buldum. Hatta biraz da sıkıcı buldum ki o da bu aralar ki ruh halimden kaynaklanıyor olsa gerek. 

Şimdi bu blog açma işini kendi kendime onayladım. Ay dedim ama nasıl olsa ki şimdi acaba? Hani böyle hüzün kokan, melonkolik, aşkın o ağır tarafını hatırlatan nasıl hisli nasıl dokunaklı bir şey mi olsa? giydirip, vurup dursam? Sonra karar değiştirdim çünkü, bunlara kafasını benden daha çok yoran birinin oturup yazması daha samimi geldi. Yani şimdi bunu kimse okumasa da ben öyle oturup hergün ah aşk vah özlem diyen biri değilim, ee kendime yazıyorum? hani rahatlama kendime bile samimi değilken? Bu ufak beyin fırtınasının sonunda, özel bir tema istemediğimi anladım. o gün aşkı mı düşündüm, aşk olacaktı yazdığım yazı. Belki arkadaşıma ağladım, belki bir okula başvurdum eğitimi nasıl iyiymiş kampüsü şöyle havalıymış falan. Dedim yaz gitsin. Tekrar hatırla yazmanın ne olduğunu, yorgan altında yazdıklarını eskiden yeniye okudukça kendi değişimini izlemenin ne olduğunu. 

Bilmiyorum hangi filmdeydi belki de dizideydi. İnsan büyüdükçe hayalleri küçülür mü diye sormuştu çocuk babasına. (dediğim an hatırladım babam ve oğlum) Şimdi yazarken, eskiden hızlı hızlı kendimi gönlümce ve kolay ifade ederek yazdığım bir an geldi gözümün önüne. Sonra da bu söz geldi aklıma. İnsanlara yazı yazdırtan hayal gücü değil midir? her yazı da mutlaka gelceketen umuttan bahsedilir, hislerden bahsedilir, tarif edilir. Büyüdükçe belki daha komplike kelimeler kullanılmaya başlar, daha uzun cümleler, daha tecrübeli cümleler. Ama, böyle ufak ufak minik minik tanımlayamadığım bir his, bir görü kaybedilir. Kaybetmeye başladığım şeyi görünce hüzün bastı beni. Acaba bu gerçekten böyle midir? Kayıp mı edersin hayallerini, küçültünce daha mı az seversin ulaşmak istediklerini? Sebeplerden biri de bu olabilir mi etraftaki bunca mutsuzluğun ve umutsuzluğun ?

Merak ettim şimdi..

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !